| Kraliçe 1.Viktoria Memorial / Kalküta,Batı Bengal |
16 03 2012
21 10 2011
İSTEMİYORUM ...
07 10 2011
02 10 2011
İyiki doğdun Gandhiji(*) ...
21 09 2011
09 09 2011
01 09 2011
27 06 2011
13 06 2011
Merhaba Faşizm , Hoşçakal Türkiye ...
| Yada ; " HER TÜRK FAŞİZMİ TADACAKTIR !" |
Yukarıdaki karanlık kare ve yazının üzerinden biraz zaman geçmesini bekledim ve kendimle hesap kestikten sonra sakin kafayla bir iki söz sarfedip çekileyim dedim . İşte o sözlerim ;
Ortada dönen koskocaman bir oyun var ve kimse bu oyunu görmek , adını koymak istemiyor.Kendine göre sebep- sonuç ilişkileri üzerine sözler söylenip , binbir teori havalarda uçuruyor insanlar . Türkiye koskocaman bir laboratuar , Toplum Mühendisliği Laboratuarı ve denekler uykudalar ve bu laboratuarın içinde nefes alıp veren canlılarına da vatandaşlar deniliyor . En diptekinden , en üsttekine kadar kim varsa bu sarmalın içinde , farkında ve kendini bırakmış durumda . Ne olup bittiğini biraz olsun anlayabilmek için son 6 ayda çevremizde neler olup bittiğine bakması yeterli . Çok önceden tasarlanan ve bu günlerde fırına sürülen yepyeni bir OrtaDoğu haritasının tam ortasında oturuyoruz . Elbette tüm dönen dolapların dışında kalabilenler de var ve ne yazıkki onlara Deli , komplo teorisyeni,Statükocu,Komünist,Laikci,Kemalist ve hatta (çok ayıpmış gibi , üstüne basarak söylüyorlar ) Ulusalcı diyorlar , tarihin çöplüğünü adres gösterip kendi aymazlıklarıyla kendilerini temize çıkartıyorlar .Kimse ama kimse 2011 Türkiye'sinde genel seçimlere giderken taşan halkın öfkesinin bu kadar saçma bir teslime varacağını beklemiyordu . Burada hata yoksa , o zaman İnsanlar çok büyük yalan söylediler ki,bu toplam seçmen sayısının yarısı ediyor ve çok tuhaf , tuhaftan da öteye koskoca bir ayıp , ailelerine , çocuklarına ve Halkına karşı ! Yok , ben yalana asla yaklaşmadım deniyorsa ortada çok ama çok büyük sahtekarlık var ! Her iki durumda da kaybeden Biziz ve İnsanlık ve Umut ve Hayal ve elbette Aşk ve evet ve Türkiye... Türkiye'ye , İnsan olmaya , hak ve adalete , emeğin kutsallığına ve Devrime ve İnsan olmaya , insan gibi yaşama arzusuna kafayı yormaya başladığım 1973 yılından bu yana yaşadıklarım , gördüklerim , izlemek zorunda kaldıklarım ve bugüne sarkan sevinçlerim , umutlu zamanlarım , hayal kırıklıklarım şu an benimle değiller sanki . Ben bu kafanın yörüngesine giren insanların yaşadığı bir dünya hayal etmedim , etmediğim için çabaladım ve o çabalarımın bedelini gün be gün ödedim ve ödemeye devam ediyorum . Bunun için bir damla pişmanlık ve öfkem yok . Yok ama , bugünleri görmeme uğruna gençliğini , umudunu , aşklarını (ki çoğu onu bile tadamadı) yakan nice Fidan için başımı yere çevirip , onlardan af diliyorum . Hiçbir zaman yörüngelerinde dolanmayacağım , kirli gülüşlerine dudağımı kıpırdatmayacağım , pis ve yağlı kurum kokan düşünce dehlizlerinde asla gezinmeyeceğim insanlar şimdi son kez sahnedeler . Perde kapanana değin ben bu oyuna asla bilet almayacağım . . . Biletli(ki , bunlara Yalancılar diyoruz) yada Biletsiz(elbette bunlara da gamsız ve tasasızlar diyoruz) seyircilere kabus dolu günlerin başlamak üzere olduğu ama gözlerinin bağlandığı kapkara seyirlerde rahatlıklar (!) diliyorum... Son sözüm ; Önceliği Demokrasi ve İnsanca yaşam arzusu olmayan toplumun gideceği yer asla aydınlık değildir !
Tarih bu saptamanın acı örneklerini bağrında saklıyor . Gelecek zamanlar Tarihin bana söylettiği sözü Türkiye topraklarında yaşayan uyurgezerlere , tatlı su demokratı ve solcu aydın geçinen dönek liberal satılmışlara yine Tarihin kendisiyle hatırlatacak .
Keşke yanılan olsam !
15/06/2011 Gurgaon,Haryana/India
10 06 2011
SANAT(cının) SÜRGÜN(de) ÖLÜM(ü) !
| 10.06.2011 |
Ne alakası var şimdi durduk yere bu gazeteyi sayfaya koymanın ? Öyle ya , ben Hindistan'a gelirken "has fotograflar" çekme rüyaları ile dolu değil miydim ? Fotograf rüyaları ile doluydum da , "has" fotograf nasıl oluyordu , onu bilmiyordum . Bu zamana geldim hala da bildiğimi iddia edemem. Neyse , konumuz şu an ben ve çekip yayınladığım fotografların ne olduğu değil .
Konumuz ;
Kaybedilen çok büyük bir sanatcının ardından toplumun ne yaptığı , yada kaybedilmeden önce ne yapmadığı . Hani belki birileri de kendi iğnesini eline alır da ... diye !
M.F Husain , Hindistan'nın yetiştirdiği en önemli sanatcıların neredeyse en başında geliyordu . Eserlerini ( gerek özel koleksiyonlarda , gerekse Modern Sanatlar Müzesi'nde ) canlı izlediğimde mıhlanıp kaldığım ve neredeyse oralarda olsa ve yanına gidip müridi olmak için kendisine yalvaracağım derecede etkilendiğim sanatcıydı . İsminin geçtiği ortamda önce bir sessizlik (saygıdan olsa gerek) oluşur , ardından da ulaşılamayana duyulan hayranlık sözcükleri havada uçuşurdu .
Merak eden zaten artık her türlü nimeti parmakucuna getiren internet yoluyla onun hakkında bilgiyi edinebilir,eserlerinden örnekleri -soğuk ekranlarından- görebilir. Hoş 22 Ağustos'dan sonra bu bile biraz zorlaşabilir Türkiye için,ama neyse...
İşleri ile bir çok ışıklı yol açmış , çok değerli öğrenciler yetiştirmiş ve eserleri ile ülkesini onurlandırıp taçlandırmış bu büyük sanatcı yaşamının son beş yada altı yılını SÜRGÜNDE geçirmiş ve en sonunda yetiştiği , aydınlandığı , aydınlattığı toprakların çok uzağında , Londra'da ÖLDÜ ...
Yaptığı resimleri kabullenemeyen fanatik Hinduların tehtidleri ve baskıları altında artık toprağında yaşam şansı kalmadığını ve devletinin kendisini koruyamadığını görüp ülkesini terk ettiğinde yaklaşık seksendokuz(89) / doksan(90) yaşlarındaydı...
Bugünkü bütün gazetelerin (fanatik olanlar hariç) hemen hepsinde M.F Husain'in ölüm haberi tam sayfa manşetteydi ve şimdi sanat çevresi ve devlet ona yapılanlar yüzünden hesaplaşma sürecine girdiler.
Bu elbette Hint toplumunun kendi içinde çözeceği bir sorun ve benim ahkam kesmem hiç de gerekli değil .
Bunu niye aktardım peki ?
Bilmem , yapacak bir işim kalmadı da , artık bu işlere mi dalasım geldi ?
Yoksa ,
evet yoksa ?
Yok birşey,
gerçekten Yok !
Pazar günü benim güzel ülkemde önemli bir seçim var ,
Ucubeler yaratan bir toplum olma yolunda gidecek mi , yoksa "dur orada" denilecek mi diye düşünüp , bari bu haberi paylaşayım dedim .
Aydınlık seçimlere Türkiye ...
Gurgaon/Haryana
04 06 2011
Aval !
Şu aralar nereleri fotograflasam hep kendi yazgımızla yüzleşiyorum.
Sanki birşeyler var o yazgıyla görüşmeye iten,
sanki benim ülkemim yazgısı dünyanın bu köşesinde bile hatırlatıyor kendisini.
Aydınlığa aç nesiller yerine aydınlığı korku objesi yapan,
çalışıp didinip onurlu olmayı enayilikle bir tutan,
yangına göğüs gerenlere arkadan tekme atmayı hüner sanan,
yazgısının ona bu yaşamı dikte ettiğine inanan,
inandırılan,
inanmayanları ne şekilde olursa olsun inandırma (!) görevini üstlenen güruh yetiştirildi...
O güruh ki,zamanında başını karanlık penceresinden dışarı uzattığında yanacağını,
cennetten kovulacağını ve
hiç bir zaman affedilmeyeceğini düşünen , düşündürülen ve kabul ettirilenlerin devamıdır.
Aradaki fark ;
Şimdikiler cilalı ve süslü dolanabilmekte ,
karanlık yüzlerine aydınlık olduğunu varsayan payandalarını tutup,
arkasından her akla gelmezi çevirebilmekte ustalaşmışlardır.
Satın aldıkları paçavra laf ebelerinin ardında durmayı bile artık gereksiz görecek kadar azgınlaşıp , en hayasız sırıtmalarını artık kanlı tükürükler saçarak kahkalara çevirmişler , ellerindeki gücü son darbeyi vurmak için bütün şiddetiyle baskıya dönüştürmekten geri durmamaktadırlar.
Ardından gidenlere diyecek ne lafı oluki ? Onlar zaten bu karanlıklar için yıllar boyu hazırlanan beyni süngere , yüreği çakıla , fikri kömüre döndürülmüş hazır kıtalar .
Yanlarında alıp götürdükleri -ki tam götüremediler- koskocaman bir kavgadır , karanlıkla savaşın parlayan zaferidir , onurlu duruşun gururu , direncin yıkılmaz ve yakıcı onurudur...
Hiç elde edemedikleri , sahip olamadıkları dik durabilmenin hazzını yaşayamamak onları daha da sahiplerine yakınlaştırdı ve daha da azgınlaştırdı .
El etek öpme kamburlarının , çanaktan artakalanla yaşamayı lütuf görenlerin , aynada bile yüzü görünmeyenlerin hesaplaşmaları daha bitmedi ,
bitmeyecek
ve sonsuza dek sürdürecekler kirli kavgalarını güleryüzlü karanlıklarıyla.
Kendi yağında kavrulan sessiz gurur(!) neredesin ?
Sana dokanmaya gelen yılanlardan kaçamayacağın iki nokta arasındasın , yukarıdan beklediğin yardım hiç gelmeyecek ,
aşağı giden yolun hangi basamağında durursan dur , bir anda tökezlemene kaldı işin.
Hala inanıyor musun cennetini çalan karanlıklara ?
Gurgaon / Haryana
04 . 06 . 2011
| Mehrauli / New Delhi , India |
Şu aralar nereleri fotograflasam hep kendi yazgımızla yüzleşiyorum.
Sanki birşeyler var o yazgıyla görüşmeye iten,
sanki benim ülkemim yazgısı dünyanın bu köşesinde bile hatırlatıyor kendisini.
Aydınlığa aç nesiller yerine aydınlığı korku objesi yapan,
çalışıp didinip onurlu olmayı enayilikle bir tutan,
yangına göğüs gerenlere arkadan tekme atmayı hüner sanan,
yazgısının ona bu yaşamı dikte ettiğine inanan,
inandırılan,
inanmayanları ne şekilde olursa olsun inandırma (!) görevini üstlenen güruh yetiştirildi...
O güruh ki,zamanında başını karanlık penceresinden dışarı uzattığında yanacağını,
cennetten kovulacağını ve
hiç bir zaman affedilmeyeceğini düşünen , düşündürülen ve kabul ettirilenlerin devamıdır.
Aradaki fark ;
Şimdikiler cilalı ve süslü dolanabilmekte ,
karanlık yüzlerine aydınlık olduğunu varsayan payandalarını tutup,
arkasından her akla gelmezi çevirebilmekte ustalaşmışlardır.
Satın aldıkları paçavra laf ebelerinin ardında durmayı bile artık gereksiz görecek kadar azgınlaşıp , en hayasız sırıtmalarını artık kanlı tükürükler saçarak kahkalara çevirmişler , ellerindeki gücü son darbeyi vurmak için bütün şiddetiyle baskıya dönüştürmekten geri durmamaktadırlar.
Ardından gidenlere diyecek ne lafı oluki ? Onlar zaten bu karanlıklar için yıllar boyu hazırlanan beyni süngere , yüreği çakıla , fikri kömüre döndürülmüş hazır kıtalar .
Yanlarında alıp götürdükleri -ki tam götüremediler- koskocaman bir kavgadır , karanlıkla savaşın parlayan zaferidir , onurlu duruşun gururu , direncin yıkılmaz ve yakıcı onurudur...
Hiç elde edemedikleri , sahip olamadıkları dik durabilmenin hazzını yaşayamamak onları daha da sahiplerine yakınlaştırdı ve daha da azgınlaştırdı .
El etek öpme kamburlarının , çanaktan artakalanla yaşamayı lütuf görenlerin , aynada bile yüzü görünmeyenlerin hesaplaşmaları daha bitmedi ,
bitmeyecek
ve sonsuza dek sürdürecekler kirli kavgalarını güleryüzlü karanlıklarıyla.
Kendi yağında kavrulan sessiz gurur(!) neredesin ?
Sana dokanmaya gelen yılanlardan kaçamayacağın iki nokta arasındasın , yukarıdan beklediğin yardım hiç gelmeyecek ,
aşağı giden yolun hangi basamağında durursan dur , bir anda tökezlemene kaldı işin.
Hala inanıyor musun cennetini çalan karanlıklara ?
Gurgaon / Haryana
04 . 06 . 2011
08 05 2011
Bu kareyi gözümün önünden hiç silemiyorum Anne,
Sen olsan aynı böyle verirdin o bir parça lokmayı hakkaniyetle bana ve kardeşime/kardeşlerime...
Senin boğazından geçemeyenleri bizlerin/benim boğazım-ız-dan geçerken gördüğünde,
içinden akan ılık yağın seni nasıl tebessümle aydınlattığını biliyorum.
İyiki Sensin,
İyiki varsın,
İyiki Annemsin.
Sonsuzsun...
08/05/2011 Gurgaon,Haryana / India
| ANNEM İÇİN . . . |
Sen olsan aynı böyle verirdin o bir parça lokmayı hakkaniyetle bana ve kardeşime/kardeşlerime...
Senin boğazından geçemeyenleri bizlerin/benim boğazım-ız-dan geçerken gördüğünde,
içinden akan ılık yağın seni nasıl tebessümle aydınlattığını biliyorum.
İyiki Sensin,
İyiki varsın,
İyiki Annemsin.
Sonsuzsun...
08/05/2011 Gurgaon,Haryana / India
13 04 2011
20 03 2011
21 02 2011
Dünyada Fotoğrafcıyım diye soluk alıp veren çok az insan vardır ki , Fotoğrafın cenneti olan Hindistan'da bulunmak ve buraları fotoğraflamak istemesin...
Ben kendimi bu konuda sonsuz şanslı hissetmeme karşın neden mutlu değilim ?
Neden bu renklerin , çelişkilerin , akıl almaz insan manzaralarının tam ortasında yaşarken kendi kendime sorun çıkarıyorum ?
Sisleri ile isim yapmış bu şehirde , neden sokaklarda kendimi kendi ülkemdeki gibi güvensiz hissedip , korkulara kapılıp , saklanacak yer arama zorundaymışım hissine kapılıyorum ?
Çünkü -yada acaba- , Allah'ın belası teknolojinin nimetinden yararlanıp , ülkemde olan bitenden haberdar oluyorum diye mi oluyor tüm bunlar ?
Haberdar olmakla iş bitse sorun yok ,
o haberler benim de derdim oluyor burada ve
soluk alıp verdiğim bu coğrafyada ülkemin sisler içine doğru çekildiğini ve orada boğazlanacağını düşünerek kendimi neden tadsız hissediyorum ?
Soruların sonu gelmeyecek ama , yanıtın tek olduğunu biliyorum ;
"Ben" demeyi asla beceremeyen , hep "Biz" diye cümle kuran bir nesilden gelme gafletinde bulunuyorum...
"Biz" diye söze başlamayı yaşama saygı kabul eden kuşağın bu günlerde mutlu olmasının olanaksız olduğunu bildiğimden , buralarda aldığım hava ciğerlerimi tıkıyor , nefesimi beynime iletip , sağlıklı düşünmemi engelliyor...
Yapabildiğim tek şey ; şimdilik sadece buradan ses vermeye çalışabilmek...
Renklerin ,
Halkların ,
Dinlerin ,
Kültürlerin ,
Dillerin ,
ve
Uçurumlararın ülkesindeyim ...
oysa ,
Ülkem ;
renksizleşiyor,
halkları ayrışıyor,
dinleri ellerde oyuncak,
kültür (mü),
o ne demek ?
Dilleri ,
Dilleri tutulmuş ,
seyrediyor Uçurumunu ...
Nasıl Fotoğraf yayınlayayım sizce buradan ?
New Delhi , Gurgaon(Haryana) ...
Ben kendimi bu konuda sonsuz şanslı hissetmeme karşın neden mutlu değilim ?
Neden bu renklerin , çelişkilerin , akıl almaz insan manzaralarının tam ortasında yaşarken kendi kendime sorun çıkarıyorum ?
Sisleri ile isim yapmış bu şehirde , neden sokaklarda kendimi kendi ülkemdeki gibi güvensiz hissedip , korkulara kapılıp , saklanacak yer arama zorundaymışım hissine kapılıyorum ?
Çünkü -yada acaba- , Allah'ın belası teknolojinin nimetinden yararlanıp , ülkemde olan bitenden haberdar oluyorum diye mi oluyor tüm bunlar ?
Haberdar olmakla iş bitse sorun yok ,
o haberler benim de derdim oluyor burada ve
soluk alıp verdiğim bu coğrafyada ülkemin sisler içine doğru çekildiğini ve orada boğazlanacağını düşünerek kendimi neden tadsız hissediyorum ?
Soruların sonu gelmeyecek ama , yanıtın tek olduğunu biliyorum ;
"Ben" demeyi asla beceremeyen , hep "Biz" diye cümle kuran bir nesilden gelme gafletinde bulunuyorum...
"Biz" diye söze başlamayı yaşama saygı kabul eden kuşağın bu günlerde mutlu olmasının olanaksız olduğunu bildiğimden , buralarda aldığım hava ciğerlerimi tıkıyor , nefesimi beynime iletip , sağlıklı düşünmemi engelliyor...
Yapabildiğim tek şey ; şimdilik sadece buradan ses vermeye çalışabilmek...
Renklerin ,
Halkların ,
Dinlerin ,
Kültürlerin ,
Dillerin ,
ve
Uçurumlararın ülkesindeyim ...
oysa ,
Ülkem ;
renksizleşiyor,
halkları ayrışıyor,
dinleri ellerde oyuncak,
kültür (mü),
o ne demek ?
Dilleri ,
Dilleri tutulmuş ,
seyrediyor Uçurumunu ...
Nasıl Fotoğraf yayınlayayım sizce buradan ?
New Delhi , Gurgaon(Haryana) ...
31 01 2011
Giden için ...
Hauz Khas Village / New Delhi
Yitip gidenin ardından ne yapılırsa yapılsın , ne kadar çırpınılırsa çırpınılsın , konuşan ve sözünü söyleyen tek şey Gözlerdir...
Asla yalan söylemezler ve hiç yanıltmazlar izleyicilerini...
Sokakta soluk bulan Fotoğrafcının önüne çıkıverir bazı anlar ve o anda elin deklanşöre gidip gitmemesi üzerine çok hızlı bir çatışma kopar karanlık , kasvetli ve ışığın o ana göre en az olduğu kuytu köşede.
O acıya tanık olurken , aklımdan akarak geçmeye başladı tüm o anki durum gibi taze duran acı anlarım . Yitip giden tüm sevdiklerim yüreğimi kaldırdı ayağa ve onların son gülümsemeleri düşüverdi gözlerimin önüne . Onlarla içimi kanattım , onlarla çığlık kopardım deklanşördeyken parmaklarım .
Ve aklıma düşen şeyi paylaşmayı istedim yanlışlıkla yolu bu sayfaya düşenlerle ;
Hiçbir göz , kadınların gözleri kadar sahici olamıyor , ne sevinç ne acı anında ...
Ve kadınların gözleri kadar hiçbir göz gerçek ışığı yansıtamıyor hayata .
05 12 2010
22 11 2010
" CHE " heryerde !
Connaught Place / New Delhi
Bu genç sabahtan akşama kadar çay satıyor Connaught Place'de ve evet ,
çok kişinin merak ettiği soruyu sordum kendisine , anında yanıtı aldım ;
> "CHE" yi tanımıyorum ...
Başka sorusu olan ?
Bu genç sabahtan akşama kadar çay satıyor Connaught Place'de ve evet ,
çok kişinin merak ettiği soruyu sordum kendisine , anında yanıtı aldım ;
> "CHE" yi tanımıyorum ...
Başka sorusu olan ?
15 11 2010
Varanasi'de Ölmek , Yanmak (yada Yakılmak) ve Fotoğraf çekmek üzerine ...
Söylencede , Hindu inancına göre kutsal şehir olan Varanasi'nin Tarihten de önce var olduğunu yazıyor . Burada ölenin (hangi dine ait olunursa olursun) cennete gittiğine inanılıyor .
Hele de ölümlü bedenin Ganj kenarında düzenlenen törenle yakılıp , küllerinin Ganj'ın kutsal sularına uçurulma işlemi yapılmışsa , daha da başka oluyor cennete yolculuk. Bu bir inanç ve kimsenin tek sözcükle bile olsa eleştirme hakkı yok ve olamaz da .
Her fotoğrafcının -özelde Hindistan yolculuğu yapmış olanın- hayalini kurduğu an yada anlardır bu ritüeli görüntülemek.
Ben de (son iki yıldır Hindistan'ı yaşayan ve Fotoğraflayan ölümlü bir Fotoğrafcı olarak ) Varanasi'ye gelip , o yakma alanlarına ( Burning Ghat ismiyle anılıyor ) ulaşıp , orada olan biteni gördüğüm ana kadar aynı hayali kuruyordum .
Gerek Hintli , gerek yabancı fotograf ustalarının işlerinden gördüklerim beni de ister istemez bu an'a çekiyordu .
Olayın gerçekleştirildiği Ghat'a gelince nedense artık etraflıca ve en küçük ayrıntısına kadar planladığım belgeleme çekimini yapmak istemediğime karar verdim . Nedenleri elbette bana göreydi ve paylaşabilirim ;
> Olay son derece özel , kutsal ve Ölen kişinin yakınlarına aitti ve ben kendi ailemden bir kişinin bu özel anında birinin gelip fotoğraflar çekmesi karşısında ne tepki koyardım diye düşümemdi ,
> Ortam hiç de beklediğim gibi gizemli , özenli ve ayrıcalıklı değildi ,
> Ganj tarafında yada Ghatlardan günün her saati (24 saat yakma işlemi var) alakasız insanlar sinema izler gibi izliyor ve saygı göstermiyorlar , saygı gösterilmesi için uyarılma gereği bile duyulmuyolardı ,
> Ve en önemlisi ...Olay tamamen "Ticaret " haline getirilmişti . Şöyle ki ;
İster Ganj tarafından tekneyle , ister yaya olarak Ghat'a gelin , asla tek kare bile olsa fotoğraf çekmenize -çok organize oluşmuş bir ekip tarafından- izin verilmiyor , engelleniyor ve hatta ısrarcı olursanız önce tehtid ediliyor ve belki olay başka yerlere kadar uzatılabiliniyordu . Ama bu durumu çözen tek ayrıcalık , cebinizde uyumakta olan yeşil renkli kağıt parçalarının harekete geçmesi oluyor .
Olayı ille de fotoğraflamak isteyen kişi konu hakkında son derece iyi gözlem yeteneği olan kişi tarafında tespit ediliyor (sana çok kanım kaynadı,sevdim seni gibi sevgi sözcükleri ve şirinlik halleri takınılarak yanaşılıyor) ve -tamamen- "yardımcı olmak amacı ile" diye söze devam edilerek güven zerkediliyor . Ghat içinde bu konuda yapılacak çekime yardımcı olmak için bir bedeli (ki bu para tamamen çalışanlara , ölünün yakınlarına gittiği söyleniyor) ödemeniz isteniyor . Bu bedeli öğrenme isteğini belirttiğinizde oltadaki balık oluyorsunuz artık ve çirkinlik halkasına bu noktadan itibaren ekleniyorsunuz . Elinizdeki Kameraya (ki inanın elemanlar çok bilgililer) , kıyafetinize , kamerayı tutuş şeklinize göre profiliniz çıkarılıyor . Ayrıca , aval aval ve büyük bir iştahla bakınma katsayınız da hesaba katılıyor , yüzünüze ilk tokat patlıyor . Nedir ? 500 € yada 500$ dan açılış yapılıyor . Yemediniz mi ? O zaman başlıyor pazarlık ve olay 50$ yada 50 € civarında bağlanıp içeride serbest dolanma ve çekim hakkına sahip oluyorsuz . Ha , bu pazarlığı yapan eleman son derece iyi İngilizce ile sizi içeride ritüel hakkında ayrıca aydınlatıyor . Eh , artık ona da iş bitince bir güzellik yapmanız bekleniyor .
Tüm bunlardan sonra siz , hala bu ritüelin gizemine , saygınlığına (orada kurulu çarktan kaynaklanan kirlenme dolayısı ile) inanıp tamamen temiz duygular ile çekimler yapıp insanlığa belgedir diye koca koca laflarla ve kasılmalarla sunmaya var mısınız ? Kim ki size bu olayın detaylı çalışmasını getirir ve yeminler eder ben böyle yapmadım diye , onu vicdanınız ile siz bir araya gelin ve değerlendirin .
Bu zamana değin sokaklarda it ayağını vermişcesine sürterim ve fotograf çekerim . Böylesi bir vicdan kirlenmesi ile hiç karşı karşıya kalmadım . Hiçbir zaman tek kare fotograf için bile para ödemedim . Ben acaba eli sıkı pis , pinti fotoğrafcı mıyım ? Kendi stilime göre (ki , bu bana çok ağır sonuçlar yaşattırabilirdi) ,duruma alabildiğine saygı göstererek ve belge özelliği olması ölçülerime sadık kalarak yaptığım çekimler dışında fazla birşey çekmeden Varanasi'den ayrıldım .
Yıllar sonra belki diğer çektikleri mi de (tamamını değil tabii) yayınlayabilirim .
Bu yazıyı sadece benden o fotoğrafları bekleyenlerin bilgisine sunmak ve asla "belki çekseydim... " le başlayan pişmanlık sözleri sarfetmeyeceğimi kayıt altına almak için yazdım .
15 11 2010
Gurgaon , Haryana
19 10 2010
02 07 2010
01 07 2010
06 06 2010
Farewell !
25 05 2010
15 05 2010
20 04 2010
FOTOGRAFCI OLMAK NE SORUMLULUKLAR GETiRiR iNSAN YASAMINA ? HEMEN BELiRTMELiYiM ; HiC ! NEDEN HiC BiR SORUMLULUK ALMAZ FOTOGRAFCI ? ARTIK BU ZAMANIN FOTOGRAFCISININ SORUMLULUK ALMAK GiBi BiR DERDi OLMADIGI iCiN Mi ? YOKSA HER FOTOGRAFCIYIM DiYE ORTADA DOLANANA SORUMLULUK VERiLECEK DiYE BiR KURAL OLMADIGI iCiN Mi ? VEYA HiC BiRi Mi ? YILLARDIR KAFAMIZA KAZINAN BIR BIR SAPTAMA iLE DOLASIR DURURUM SOKAKLARDA , YASAMLARDA VE HEMEN HEMEN HER BAKTIGIM 24x36 CERCEVELEMELERDE ; " FOTOGRAFCI YASADIGI ZAMANININ TANIGIDIR ! " DOGRU DA,BU SAPTAMA SADECE ELi FOTOGRAF MAKiNASI TUTAN iNSANLAR iCiN Mi GECERLiDiR ? ELBETTE DEGiLDiR . YASAM PINARI(yada nedeni,yada bicimi) FOTOGRAF OLAN VE FOTOGRAF iLE YASAMA KATILAN , FOTOGRAF iLE YASAMIN TAM ORTASINDA SAVASIM VEREN O ZAMANIN ( yani o meshur saptamanin yapilip , yazildigi anlarin ) FOTOGRAFCILARININ ( ki,onlar belgesel Fotografin buyuk onderleriydiler...) ARDILLARI OLACAK YENi KUSAK FOTOGRAFCI ADAYLARINA BELLETTiRDiKLERi iLK VE UNUTULMAMASI GEREKEN EN TEMEL KURALDI ! PEKi BU KURAL SiMDi KALKTI MI ? ASLA KALKMADI,HiC (de) KALKMASINI GEREKTiRECEK BiR ZAMANDA DA YASAMIYOR iNSANLIK. SANIYORUM HiCBiR ZAMAN O HAYALi KURULAN PIRIL PIRIL , SAVASSIZ-ACLIKSIZ,KAVGASIZ-EGOSUZ BiR YASAM ALANI VAROLMAYACAK. YASADIGI ZAMANINA TANIKLIK ETMEK , TANIKLIK ETTiGi GERCEKLERiN ( bunlar hic hosa gitmeyecek cinsten seyler de olabilir ) iZiNi SURMEK VE SAVASIM VERMEK INSANIN KENDi YASAMINA ALDIGI SORUMLULUKTUR VE BUNUN iCiN FOTOGRAFCI OLMAK GiBi BiR ZORUNLULUK DA YOKTUR. ANCAK , FOTOGRAF iLE YASAM BULAN VE O BAHSEDiLEN SORUMLULUGU HiSSEDEN iCiN DiGERLERiNDEN KOPMA BURADA OLUR.SORUMLULUK BiLGi GEREKTiRiR , BiLGi EMEK GEREKTiRiR , CABA GEREKTiRiR , MERAK GEREKTiRiR VE SONSUZ KEZ SORU SORMAK VE O SORULARA YANIT BULMAK iCiN KOSUSTURMA , KOSUSTURMA VE HEP KOSUSTURMA GEREKTiRiR.SORUMLULUK ; SAGLAM KALP VE DAYANMA DiRENCi GEREKTiRiR . TUM BU CABALAR VE KOSUSTURUP SORULARA YANITLAR BULMA ASAMALARINDA ACILAR,HAYAL KIRIKLIKLARI , YILGINLIGA KAPILMA TEHLiKESi HER ZAMAN OLACAKTIR . BUNLARIN SONUNDA ELE GECEN NEDiR ? EGER ONUR DUYACAGI YASAMA SAHiP OLMAYI SECENLER SINIFINA KATILMISSA O "FOTOGRAFCI", ELiNE NE GECTiGiNE DEGiL , ELiNE GECENi ( buna tarihe tanikligini da diyebiliriz ) KiMiNLE VE NE YARARLA KULLANDIGINA BAKAR VE YASAMINA DEVAM EDER. BiR SONRAKi ADIMDA KADRAJINA ALACAGI TANIKLIGINA iLERLERKEN ; AYNI MERAKI , HEYECANI , YENi BiLGi ACLIGINI VE SORACAGI SORULARINI HEP YANINDA , YANi KALBiNDE , YANi BEYNiNiN HER KIVRIMINDA VE KACMAYA ADAY UYKULARINDA TASIR... YASAMA KATILDIGI , OLAYLARINA TANIK OLDUGU CAGDAN GERiYE BIRAKTIGI HER KARE O FOTOGRAFCININ iNSANLIK AiLESiNE BIRAKTIGI EN DEGERLi MiRASIDIR... O , HiC BiTMEYECEK GORSEL SERVETTiR VE GELECEK iCiN HER ZAMAN KUVVETiNi DAHA FAZLA ARTTIRAN HAZiNEDiR ARTIK... h.atasoy / Gurgaon,Hindistan
18 02 2010
14 02 2010
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
