Hangi topraklardayım ?
Bu gökyüzü nerenin ?
Neden bu haldeyim ?
Bunca soruya verilecek yanıtları bilmiyorum , bilmeyi istemiyor haldeyim elbet.
Tıpkı göz kapaklarımın bir anlık uykuya kaçma halinin bir adım sonrası gibi.
Yani ;
Yokluk ve olmamışlık arasında .
Sanki buralarda hiç bulunmamış ,
yada yaşama hiç çığlıkla selam durmamış gibi.
Küçücük bir çocuğa yaşamdan sonrasını anlatırsanız ne anlarsa ,
ben o çocuğun aklının durduğu yerdeyim.
Şimdi beni dünyaya hediye eden her kimse,
yada kimlerse ,
onlara söylenecek tek sözcük bulamamanın sıkıntısıyla kıvranmalardayım.
Beni alın gerisin geriye
ve
günahlarınızın ucunda sallanan nazar boncuğu olmaktan kurtarın hayatımı.
Ne güneşin arsız alevi,
ne soğuk sabahların hayasız aşağılamaları acıtır içimi.
Sizin kendinize yaptıklarınız bana fazla fazla kör kuyu azabı olur.
Şimdi çamurda yatsam bile benim cennetim burası
ve
kimseye söyleyemediğim sarayda krallığımdayım,
sessiz,
sade,
sefil kılıklı
ve
dudak kenarında
gizli -ki bilerektir- kahkahalı
ve
rengini çıkaramadığım oyuncak trenimin içinde
yalansız yolculuğumda...
............................................................................
(*) bilinmeyen birinin zırvaları !
Eski Delhi
25.08.2011
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder